Nuran Söyler Koldaş'ın Anıları

Nuran Söyler Koldaş'ın Anıları Bu sayfada çeşitli anılarımı ve deneme yazılarımı sizinle paylaşacağım.

12/11/2025

20 tane fidandılar!
Başımız sağolsun Türkiye'm.

19/10/2025

EKİN İŞLEMEYE GEDİYORUZ
(10 yıl önce den bir yazım)"Gölcükte buğdaylar ermiş Halil buba " dedi Böyük hoca gilin Memet dayım.
Goca bubam bunu duyunca emretti."Yarın ekine gedilecek" ...
Garadimi şalvarlar dikildi. Garadimiye pıtırak yapışmaz.
Ekin ak ları(Beyaz kalın tülbent),Mustamel postallar (İkinci el bot tipi pabuç)alındı.Kosalar,tırpanlar,oraklar bileylendi.
Emine abam.anama "yarın ekine gitcez gölcüğe., Nuran'ı yolla da şelli'yi bi dutuversin"(Çocuk avutmak)demiş.
Anam "yarın dayın gille ekine gideceksin. Şelli'yi bi dutuvirecemişsin" dedi.
Zevkle ..Başım üstüne!
Emine abamı çok severim.
Benim için çok özeldir.
Çocukluğumda saçım pek az dı .Örgülü saçlı kızlara imrenirdim.
Emine abam,sayalarından artan renkli çaputlardan şerit şeklinde keser ve saçlarıma onlardan örgü yapardı . (Saya=bir çeşit bluz)
Bende sallardım sanki kendi saçımmış gibi örgülerimi..
Önümden sırtıma atardım bir edayla.
Sandığından küpeler takardı bana .
Tatlı dilliydi.hala da öyle....
Emine abam ,benim çocukluğumun renkli örgülü saçlarıdır.
Köyün en güzel gelinidir.

Ahmet te benimle yaşıt ama o bakmaz çocuğa erkek ya .
Taaa çocukluğundan rollerin biçiliyor.

Emine abam üzlüklere(Küçük çömlek) patez aşı.badılcan aşı,pilav koydu.
Yoğurt gattı bolca. Ağızlarını "ağız yarı "denilen bezlerle kapatıp bağladı. .Bir destede hamırlı ekmek aldı, bohçaladı heybeye koydu .
Heybeyi at arabasına yükledi.
Köyde daha meyve sebze çıkmadı.
Yiyecek pek bi şey yok.
Yalnız yaz almasıyla gasi(kayısı) ve orak armıdı var.
O da herkeçte yok.

Emine abam ağşamdan Çeloğlu gilin Fatmayı,Gapısız gilin gelinini, Tahir gilin gök gızı,Hallefendi gilin Hatçayı.Gasım gilin Ayşayı Hallefendi gilin Fadimanabayı ırgat olarak çağırdı.
Zabah erkenden, ezenile barabar herkeç arabaya doldu.
Ben uykudan gözümü açamayorun.Fadimana gennana(yenge. gelin ana) ya yaslandim üyüyüp gelirin.
Tarlaya geldik.
Emine abam hemen bir sallıngaç gurdu arabanın tekerlekleri arasına.,
Şelliyi yatırdı içine.
Şelli sallıngaçta üyüyor.
Ahmetle ben de arabanın altında yattik. .
Dayım:"çocuk oyanınca salla dayının ,ağlatma "dedi.onlar ekin işlemek için "enler"in başına dizildiler.Başladılar orakla biçmeye.
Kimi ellerine elcik denilen tahtadan barnaklar geçirdi.Kimi çorap geydi.Kimi cılbak elile başladılar işlemeye.
Biçer yok ki daha. Varsa da zengin yerlerde var.
Ben arabanın altına yattım . Accık soğna güneş doğacak
Arabanın altı kölge olur.
Sabahın seher faktı .Hafiften ürperiyorun\.
Mis gibi toprak kokusu,ot kokusu.altında üyüyorun.
Şelli ağlamaya başladı.

Oyandım ,salladım ama durmadı.
Emine abamı çağırdım.
Geldi çocuğun altını temizledi,emzirdi ,gundakladı ,sırtıma ebiştirip örmeyle bağladı.
Örme renkli iplerle örülen ve sırta çocuk bağlamaya yarayan bir çeşit kalın örgü ip.
Emine abam"Ben her zaman gelemen ,çocuk ağlarsa ,emziğini lokuma sür ağzına ver.Avut onu emi abanın şekeri" dedi ve elime bir gutunun içine konmuş iki dene lokum verdi.
Ben lokumlari;bir sürüm Şelli ye, yarısı ağzıma 10 daggada bitirdim.
Onu ardımdan endirmemem ilazım. Lokum bitti. Ne virecen ona?

Ben, yanımda Ahmet, sırtımda Şelli ,tarlada guş avına çıktık.
Ahmet elinde sapan la attığını vuruyor.(Hala avcılık yapar o gün bu gündür.)
Biz tarlada,Üveyik.Güggü,
Sağsağan,Keklik gibi guşların
peşinde dolanırka, ekin işleyenler, ıccaktan cayır cayır yanarak,alınlarından inen terler gözlerine dolarak, ekin işleyollar.
Arada bir gadınlar aklarının ucuyla yüzlerini siliyollar.
Ben destiyi(Toprak testi) götürüyorun yanlarına .Tasa su gatıp veriyorum onnara .
Su, dağ armıdının (ahlat) altında kölgedeydi amma ıccacık olmuş. Olsun ,lıkır lıkır içiyollar.
Buz dolabı ,buz yok . Nereden bulunur 1961 de köyde buz?
Dayım yoruldu gitti armıdın dibine yattı.
Erkek olduğu için istediği kadar yatar, Avratlar ekin işler, yatamaz ,Ayıp!
Ayrıca erkekten ırgatta olmaz. He avratlardir ırgatlar genelde.
Kadınların yazgısıdır bu ezelden.
Yemek zamanı dağ armıdının kölgesine oturulur halka şeklinde, aynı kaptan kaşıklanır aşlar..
Gökgızın gönnü garışmış, üzlükten aşını tek başına yeyoru du.
Fadimanaba mugallit avrat . Gökgız, te şo yana bakarka, üzlüğüne soyuk suyu dolduruverdi usulcacık. .
Gökgız bir gaşık aldı suratı buruştu." Nahı odun ocağın kör galaa , hay gülmeyesice .Nişledin gıı? Bu gavurluğu mu düşünürdün?" dedi .
Fadimanaba"Bek kibarsın. Senin ki canda bizimki badılcan m ?" dedi.gülüşerek devamettiler yimeye.
Goca bir bakır tas ayran elden ele dolaştı içilsin diye .içen yanındakine verdi.
Emine abam bana da soğan kabuğuyla yumurta boyamış iki dene..
Çocuk dutmaya götürdükleri çocuğa yumurta boyarlar .
Çok sevindim .
Soğan kabuğu rengini almış yumurtalarımı aldım ekmek mendiline sardım.
Soğna yecen.

Ekin işlerke, bazı ekinnerin arasından "palaz" çıkardı.keklik yavruları.çok sevinirdik bulunca.
"Offf! şu Şelli üyüsede açcık oynasam".
Ahmet öyle gezer her yeri.
"Gelde gardaşına accık bak hay gokane".

Ağşam olmak üzere .Gün enip gider.
Bazı aileler ekinneri çok olduğu için eve gitmez tarlada yatarlar fakıt gaybetmemek uçu . Yorgan döşek getiriller tarlaya.
Hasseyin gil de tarlada yatacaklar ellehem.

Gün batmakta.Acıktım .Aş,ekmek bitti. Yiyecek bi şey yok.
Emine abam ırgatlara "şu enleri de çıkıvirelim gardaşlarım haydin" deyor.
Çeloğlu gilin Fatma şahbaz avrat.Çok gözel ekin işleyor.Fatma şerevleleri avıçlayıp orağı çalı çalıveriyor. Orağın başak saplarıyla buluşmasından çıkan sesler yayılıyor tarlaya. "Gırç,gırç".
Bir ekin ve toz kokusu yayılıyor etirafa.
Arada hapşırtıyor .
Bu yüzden kadınlar aklarını hep burunlarının üstünden çatlı atıyollar.
(İki metre uzunluğundaki tülbentin bir ucunu burnunu üstünden, kafasının arkasından dolandırıp bağlamak)
Desteler doldu tarlaya.
Ne çok ekin varımış.
Desteleri uzun yada halka şeklinde yapıyollar.
Daha sogna desteler tarlanın ortasına çekilip yığın yapılacak. ve harmanı bekleyecek.

Armıdın altında boş üzlükler boş destiler.ekmek mendilleri var.
Güneş, son ışıklarını yolluyor gölcüğe.
Herkes yorgun.
Armıdın dibine gediyorun , yiyecek bişey aramaya, ama yok.
Çok açım.
Keşke yumurtanın birini saklayaydım da şinci yiyeydim.
Bubam gonneye gettiydi.Gelirke al tomata(Domates) getirse bura.
Şehirde tomata çıkmış.
O da ne?
Armıdın altında yarısı toprağın içinde , bir parça hamırlı ekmek kalmış. Sevinçle gapıyorum, tozları nı salvarima siliyorum. . Ekmeği kokluyorum uzun uzun. Sonra bir ısırık alıyorum.kıtır kıtır kurumuş ama o kadar lezzetli ki.bunun dadını yaşayanlar bilir.
Semsert. Ağzımda ceviremiyorum bile .
Çook tatlıı . Tarifi mümkün değil hayatımda yediğim en lezzetli ekmek.keyifle yiyorum.
Gün kokulu,güneş kokulu , Alinteri özlü, Umut ve emek aromalı ekmeği.

Herkes toplanıyor .Daha Emine abam eve gidecek .inek sağacak,Aş bişirecek,yarınki ırgatlara azık hazrlayacak.heybeye gatacak.ondan sonra cıcığı üyüdüp gendi yatacak.
Bütün köydeki gadınlar böyle.Onların gaderi bu.
suframıza gelen her lokma ekmeğin öyküsünde bunlar var.
Bu yüzden ekmek,en kutsal nimet. Hiç israf edilmemeli.
Eminelerin ,Ayşaların,Fatmaların alın terlerine emeklerine saygısızlık olur.

Dönüş hazırlığı yaparka yan gomşunun oğlu esgerdeymiş.
Genç eşi ve dul anası ekin işleyollar.
Bizimkiler gıyamayollar onlara hep barabar yan tarlaya girip onların son enlerini de işleyiverip öyle çıkıyollar tarladan.
Bu bir gelenek .
Esgerde olanların ekinneri işlenirken yardım edilir. imece usulü.

Dayım atları goşuyor ."Ak at "benim,"Çakal at" Ahmetin.
Doluyoruz arabaya .
Un gibi olmuş tozlu yollardan giderken , tekerleklerin taşlara ,arabadaki çanak çömleğin birbirlerine çarpmasıyla araba şiirsel bir ses çıkarır .
Atların ayaklarındaki nalların lak luk, lak luk sesleri; koşumlarındaki çan ve boncuk şıngırtıları,akşamın alacasına karışır.
Gurubun rengi, insanların yorgun ve onurlu yüzlerine vurur.
Yol uzar da uzar.
Sarsıla sarsıla, toz toprak olmuş üstünüz başınız,sızlayan ellerinizle, binlerce yıldızın size ışık saçtığı nurlu bir yoldan .böcek ve yabani hayat sesleri, çam kokuları, ekin ve bostan kokularıyla geliverirsiniz evinize...
Yorgun ama mutlu
İçinizde bin tane YARIN la.

Ekin zamanı uçan kuştan medet umulur.
Ben ekinde birkaç günlük bir yardımcıyım.
Bu seramoni diğerleri için günlerce devam eder..
Herkes birbirine sorar "Ekini gurtardınızmıı"?
Ekin gurtarılır.(Kotarılır.bitirilir)
Ekin bitimi"dikenlik" denilen yemek şöleniyle kutlanır.
"Dikenlik"için sabahtan akşama hazırlanılır .
Börekler ,tatlılar kıymetli yemekler yapılır.
Herkes toplanır ve dikenlik bir şölen havasında yenilir.
Mutlu,umutlu,beklentili....
Dikenlik aynı zamanda harmana başlanacağının habercisidir..
Harman öncesi.Kaynana yada ana:
"Yerleri bi suvayın gızım tarla gibi oldu çardaklar." der
Gelinler ya da kızlar" çırpı " bakraçlarına çırpı ıslatırlar.(Çırpı bir çeşit badana toprağı.)
Çırpı bakracında hazırlanmış çırpıya süreğeçleri sokarlar(Süreğeç:Çırpıyı yerlere yada duvarlara sürmeye yarayan bez.badana bezi) çırpılı suyla ıslatır, yerlere sürerler.
Çardakları ,yer evlerini suvarlar.
Suvanmış çardaklar ışıl ışıl olur kaymak gibi.
Misss gibi toprak kokar.
Yağmurdan sonra ıslanmış toprak kokusuna benzer bir hoş koku.
(Badana toprağını suya ıslatıp bezleri ona batırarak yerleri badanalamaya suvanmak denir).

İkinci gün kazanlar kurulur.
Asbab(Esvap) yucaz.
Yunma tekneleri, tokuçlar hazırlanır
Gelinler ,kızlar köy çeşmesinden bakraçlarla, tenekelerle .küp destileriyle su taşıyıp kazanı doldururlar.
İçine bir topak kil atarlar.
Altına kocaman meşe odunları çam odunları sokulur.Tutuşturulur.
"Ekin kiri"yunur. Çelkelerde , kapı önlerinde yada damardında.
Çarşaflar kazanlarda kaynatılır .
"Gökler" (renkli çamaşırlar) çeşmede tokuçlanır.Çalılara serilir.
Çocuklar yunma teknelerinde suya gatılır.
İrahat durmazlarsa gafalarına sabın galıbını yerler.
Anasının şalvarına yada bir çarşafa sarılır ,kurulanırlar.
Saçları tahta daraklarıla daranır.
Nur gibi olur çocuklar Işıl ışıl..
Mis gibi gokarlar bir aylık ekin kirinden gurtulunca.

"Yunduk,suvandık"
Bedenin pak,gönlün pak,evin barkın pak.
Huzur ve mutlulukla ,harmana hazırız..
Nuran Söyler Koldaş.
Emekli F.K.B. Öğrt.
Ortaca /Muğla

22/09/2025

Geçmiş zaman olur ki;hayalî Cihan değer.

GELİN PEYNİR SIKINALIM !

Sütleri yoğurt çalmacan gari, tuluğumuz doldu guzum.Peynir alacaz...
___Nazaman başlacaz ana?
___yarından tezi yok alalım gari yaz geçip gider.hayvanların südü kesilecek.
___Kimile keşik idecen yaaa?
___Havvanan .Emine aban,Okka dezen.gargılı giin Ummani aba,Alçavışgilin fatmanabam
Sabah guzoğlaklar geldi onları hayat'a aldık. abamın gümüş burun adlı kuzusunun terkisi bi gözel ki sarı, çi***ne pembesi ve boncuk mavi iplerden dokudu. .Doğduğundan beri boynunda durup duru...
Yarım saat sonra koyunlar gelecek, hemen kuzuları ahıra kapatalım hayat'a goyunnarı alacaz..
Tuz taşlarını tuzlayalım,.iki bakraç su koyalım hayat'a , susayan koyunlar içsin..
Koyunlar geldi.Biraz dinlenip tuz yaladılar .Sağacağız onları .Ben boyunlarından tutuyorum anam bakır bakraca onları sağıyor.
Koca kuyruklarını yana atıp başıyla koyun arasına sıkıştırıp.koyunu öyle sağabiliyor.Sağma işlemi bitti.
__kuzuları emiştir gızım
__tamam
saldım ahırdaki kuzuları.kuzular yıldırım hızıyla analarını buldular kuyruklarını sallaya sallaya emiyorlar.Anaları onları koklayıp yalıyor.

___Bize getirecekler sütleri, ilkin bizden başlayacağız.
Biraz sonra ellerinde süt dolu bakır bakraçlarıyla komşular bize gediler.
Anam daha süt'ü çekmedi.
__Vili hay Nazıvana bekledecenmi bizi hay gızım ?.Davar sürme faktı geliyor.
__hemen çekerin aba,
Anam kırmızı renkli minicik süt makinemizin. kazanına sütü süzerek doldurdu.Kazanın altında bir makara, makineye takılı..Kazanın ortasında uzun bir vida var.Bu vida gevşetilince kazandaki süt makaraya geliyor ,santrifüjleme metoduyla yağ sütten ayrılıyor.Makaranın iki yanından yayvan iki boru çıkıyor.Bu boruların birinden süt, birinden yağ akıyor.
__Makineyi ben çekecen anaaa..
__Eyi baaalım.
Kırmızı makinenin kolunu çeviriyorum "yanyanyan yanyanyan" diye sesler çıkararak çalışıyor. Bayılıyorum bu sese... Evcilik oynarken ben makine çeken oluyorum hemen.
"Vidayı gevşet gari " diyor anam.
Vidayı gevşetiyorum. hışşşşşş! hıışşş! sesleriyle süt, bir koldan bakraca;diğer koldan da yağ, yağ çölmeğine doluyor. Yağın akışı ve mis kokusu bizi cezbediyor.Abama bir yan bakış fırlatıyorum.
"Cin Ayşa" hemen anlıyor beni . Uçarak ambardan iki tane hamırlı ekmek kapıp geliyor.Ekmeği döndürerek yağ akan kolun altına tutuyor.Makarna kalınlığında yağ ekmekte karmaşık yollar oluşturuyor.
"yeter gızım müsürüf çü olmayın "diyor gocanam.
"ama ben cabıl cubul istiyorum . Az olunca datlı olmuyor." diyorum
Emine abam hemen söze giriyor .
__Nenecen hay Fadimana aba yesin varsın.
Kocanam savaş ve yokluk görmüş kadın. İsrafı onaylamıyor.
Bu konuda Alçavışgili Fatmnanabam (anamın halası) çok bonkör ve çocuklardan yana .
Onda cabıl cubul yağ sürüyoruz ekmeğimize. Ekmegimizi ucundan koparıp, ortasındaki yağ'a bandıra bandıra yiyoruz. Oohhh keyif keka.
Ona peynir alınırka her gün gitcen valla..Cabıl cubul yağ sürecen ekmeğime..
ama karşılığında koyunları kuzuları süreceğiz. Hayadı süpürecez gapönü sulacaz Nazıvanayla.
.

Biz yağlı ekmeklerimizi kenarda yerken,bakraç bakraç süt çardağa sıralanıyor komşu kadınlar, koyunlarından yada ceplerinden çıkardıkları çöpleri getrdikleri süt bakracına daldırarak sütün seviyesini belirleyip çöpü oradan kertiyorlar.
Kertilen çöpleri anama veriyorlar.Anam oradan kimden hangi seviyede süt aldığını bilecek ve karşılığını verecek.
kadınlar sütlerini bize bırakıp gidiyorlar.
Bu seramoni herkesin evinde peynir alınıncaya kadar sürecek.

Anam sütleri accık ıccadıp içine peynir mayası koyuyor ve mayalıyor.
sabah mayalanmış olan teleme peyniri amerikan bezi torbalara döküp .ağzını bağlıyor ve tobaları beton zemine alıp üzerlerine ağır taşlar koyuyor.
Bende eski bir ak (tülbent) bulup ona bir tas peynir koyup bastırıyorum anamdan habarsız .Benim peynirim bu.
Peynirler, bir kaç gün içinde iyice süzülüp.torbalardan sinilerin üzerine çıkarılıyor.
Ufalanıyor,tuzlanıyor.çörekotu atılıyor, iyice karıştırılıyor ve küplere basmaya hazır hale geliyor.Anam peynir basmaya Gocabubamı çağırııyor.
Küplere azar azar konulan ufalanmış peynir, "küssük" adı verilen uzun kalın bir sopayla vurularak sıkıştırılıyor.
Anam tabakla peyniri küpe koyuyor,
gocabubam güm ,güm küssüğüle onu sıkıştırıyor.Biz ağzımız açık onları seyrediyoruz.
Gocabubam, güçlü kuvvetli daha o zamanlar genç...Küssüğü vurdukça yer sallanıyor.Terler boncuk gibi alnından, şakaklarına kayıyor , sakalından aşağıya doğru yuvarlanıyor.
Küp doluncaya kadar bu işlem sürüyor.
___Ana nişlecez bu küpü.
_Mendiramın (merdiven) altına gömecez,gışın çıkarıp yecez.
Anam dayıma mendıramın altına küp boyunda bir çukur açtırıyor..
dibine çakıl taşları döküyor...
___Anaa.Neni döken bu çakılları.
____Küpü ters çevirip koyacaz sular kolay süzülsün toprak peynire değmesin diye..
anam küpün ağzını "ağızyarı" adı verilen bir bezle bağlıyor.
küpü ağzı aşşaya , çakıllara gelecek şekilde döndürerek çukura yerleştirip üzerini toprakla örttürüyor..
Dinlenecek burada peynir gışaadar (Kışa kadar).. Hele accıkta küflendi mi dadına doyulmaz gari.
Kış geliverse çabucak. Küpten peyniri kazarız tabaklara.Hamırlı ekmeği zobada ıccadırız.sedeyağıyla yağlarız.içine peyniri saçarız bolca ,bi sıkınırız. yanında dağ çayı da varsa. yanan sobanın, yağan karın eşliğinde, pençireden goruya bakarak ne yenir yaaaaa! diye hayal ediyorum.
Ben ilkokul 3. sınıftayken . sınıf arkadaşım martığın Fatma; bir gış günü beni Cingenali emmisi gile öğlen yimeğine götürdü.
Cingenalinin garısı "gölcüklü gennana" (Gennana= gelin anne ,yenge ) bize ekmek yağladı, peynirleri arasına saçtı,ekmekleri üstüste koyarak kesti.Ekmekleri galdırdıkça penirler lastik gibi sündü.Ne kadar lezzetliydi .Bana göre en güzel peynir gölcüklü gennananın peyniriydi, birde küflüydü üstelik

Sıra yağlara geldi
Havvanam çölmekten çıkardığı yağı.Yağ teknesine aldı.Köy çeşmesine yıkamaya getti .ardından ben tabii.
Yağı 6_7 kez yudu. .
Ben merakla ve büyük bir imrenmeyle havvanamı seyrediyorum.
__Havvana neni bu kadar çok yudun.bi şeyi yokki onun
__Ürünü bitmedi de ondan ananın gızı.
___Ürün ne havvana?
___Süt artığı.
Yıkanan yağa testereli biçakla çizikler atarak; büyük bir özenle kıllardan ,tüylerden temizledi.tuzladı ve tekneyi omuzuna alıp eve getirdi .
Dualarla yağları 10 _15 topak haline getirdi
Çölmeği yanına aldı.
___Birinci topak kocam Mustafanın.İkinci topak gendimin.üçüncü topak oğlum Kamilin.Bu Osmanın .Bu Mustafamın.Bu komşularımın .Bu evime gelen misafirlerin. diyerek besmeleyle yağları çölmeğe bastı. Çölmeğin ağzı, gulpları ve dabanı yeşil sırlıydı.
Yaz evine godu.
Havvanam her ekmek eğlediğinde o çömlek yaz evinden alınır, hamır teknesinin yanına mesnetin önüne yan getirilir. Bir gaşık daldırılarak yağ alınır,Havvanamın sacdan sufraltına attığı ıçcacık ekmekler onunla yağlanır ve büyük bir mutlulukla yenirdi,etrafında 6_7 çocukla. O yağ hiç bitmezdi.
Ne bereketli, büyülü, lezzet pınarı bir çölmekti o.......

ANAM, yağını erikçi gilin in'ine götürdü.
Ben gene başrollerde anamın arkasndan gittim.
Erikçinin, kısacık boylu zayıf karısı, şalvarının uçkuruna bağladığı açacağıla gücücük tahta kapıyı açtı.Hayattan içeri girince yeraltına doğru ilerleyen bir tünel çıktı önümüze.Ben endişeyle anama baktım.
"Gorkma gel" dedi.
Erikçinin karısı" apalayarak geçin tünelden. Yokarı vurusunuz da gafanız delinir "dedi .
Anam önde ben arkada tünelde dizlerimizin üzerinde apalıyoruz.
Zifiri karanlık. Korkudan ödüm kopuyor.Anamın şalvarının paçasını sıkıca tutuyor arada bir laf atıyorum elimdeki gerçekten anamın şalvarımı diye
Tünel bitti. Yarı aydınlık bir dehlize girdik.Ayağa kalktık.Tavanı kapkara bir mağara burası. Bir başka mağaraya daha açılıyor. tavanından ve yukarı kısmın zemininden sular sızıyor. Su mağaranın ortasında toplanıp ince bir akarcık şeklinde dışarıya akıyor. .içerisi buz gibi.
Misss gibi yağ ve peynir kokuyor.Herkes orayı soğuk hava deposu olarak kullanıyor. Her yer yağ teknesi, peynir küpü ve çömlek dolu..Erikçinin garısı da hiç bir ücret almadan onlara hizmet ediyor.
Ben, merakım gittikten sonra oyuna başlıyorum. İn'in ortasındaki suyun üzerinden, bi o yana bi bu yana atlayayım derken ayağım kayıyor ve kocaman bir yağ teknesinin içinde buluyorum ayağımı.Lap diye tam ortasına basıyorum.
__Neşeki (nasıl) gız bu gıııı? diye haykıran Erikçinin karısının ve sinirlenen anamın sumsuklarını böğrüme ve kafama aynı anda yeyince neye uğradığımı şaşırıyorum.
__Canım aba, gusura bakma çocuk işte diyen anamın sesi kulaklarımda uğuldayarak ayağımda bir okka yağla ,ikinci sumsuğa meydan verme'den, pırrrrr...Gaçıyorum... Tünelden geçerke korku bile gelmeyor aklıma.

Yıllar sonra babam belediye başkanı iken sordum ona:
___Baba ,erikçi gilin bir ini vardı,çok güzel soğuk hava deposu olurdu şimdi.. Ne oldu ona?
___kızım zaten küçücük bir yerdi orası . Kanalizasyon çalışmalarında dehliz kapandı .Erikçi gil de ölünce unutuldu gitti.
Sana çocukluğunda çok devasa gelmiştir. orası....
"Babam yanlış yapmış"diye düşündüm.
Ama artık bunların hiç biri Yok..O bereket dolu güzel köyüm de yok.
Hiç yaşanmamış gibi.
Bir kaç yaşlı ve viran evler.den başka bi şey kalmamış... Tavuk ,kuzu koyun hak getire... içim acıyor.
Geçmişimden bağlar birr birr kopuyor.
Nuran Söyler Koldaş.
Emekli öğr.
2017 Muğla /Ortaca

26/08/2025

27 Ağustos 1922 sabahı Mustafa Kemal Paşa'ya telefonda kuşattıkları tepeyi yarım saat sonra alacaklarını bildirmesine rağmen bunu başaramayınca intihar ederek hayatına son veren Miralay Reşat (Çiğiltepe)’a;

Özellikle cephenin biraz gerisinde yüksekçe bir yere oturup tabancalarını dizlerine koyarak "Geri çekileni vururum" mesajı vermesi ve birkaç sefer geriye kaçan askerler üzerinde bunu bizzat uygulamasıyla “Deli Halit” lakabını alan Mirliva Halit (Karsıalan)’e;

Kütahya'nın Emet ilçesinden kendisi, Emet halkı ve süvarileri tarafından kaçırılan Yunan ordusunu kovalayarak İzmir’e giren ilk süvari birlikleri komutanı Ferik Fahrettin (Altay)’e;

Demiryollarının kesiştiği yer olan Eskişehir'e bir üs kuran ve savaş boyunca derme çatma trenlerle cepheye asker, cephane, malzeme nakleden; ray döşeten; gerektiğinde ray ve vagonlardan çelik söktürüp kılıç yaptıran miralay Behiç Bey’e;

İstanbul'dan bizzat kendisine gönderilen ve Mustafa Kemal Paşa'yı tutuklamasını emreden telgrafa rağmen “Ben ve kolordum emrinizdedir Paşam!” sözünü söyleyerek Mustafa Kemal Paşa'nın emrine giren Birinci Ferik Musa Kâzım (Karabekir)’a;

İzmit ile Adapazarı'nı geri alıp, Sakarya Meydan Muharebesi'ne katılarak üstün başarılar kazanan Birinci Ferik Kazım Fikri (Özalp)’ye;

Birlikleri ile İzmit ve adapazarı üzerinden Bilecik ve Eskişehir istikametine ilerleyen İngiliz kuvvetlerine Geyve yakınlarında ateş açarak onları durdurup geri püskürten ve Türk Kurtuluş Savaşı'nı fiilen başlatan ilk komutan olan Mirliva Ali Fuat (Cebesoy)’a;

Bahriye Nazırlığı’ndan ayrılan ve Anadolu'daki Milli Mücadele hareketine katılan albay Hüseyin Rauf (Orbay)’a;

İstanbul'dan Anadolu'ya silah ve mühimmat kaçıran, İtalyan işgalindeki Antalya depolarında bulunan silah ve mühimmatın Kuva-yı Milliye'ye kazandıran Mirliva İbrahim Refet (Bele)’e;

İstanbul Hükümeti tarafından ulusal hareketin önderlerinden biri olarak rütbesi kaldırılan, nişanları geri alınan ve idamına karar verilen Müşir Mustafa Fevzi (Çakmak)’ye;

Harbiye'de Askeri Taktik ve Strateji Öğretmenliği yapması nedeniyle başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere Kurtuluş Savaşı'ndaki üstü düzey komutanların büyük çoğunluğu tarafından "Hocam" diye hitap edilen, Büyük Taarruz'dan önce taarruz stratejisinin belirlenmesi için yapılan toplantılarda, tedbirli ve titiz karakteri nedeniyle, taarruz planını çok riskli ve tehlikeli bulduğu için şiddetle itiraz eden, ancak yine de verilen emirleri, biri hariç, harfiyen yerine getiren Orgeneral Yakup Şevki (Subaşı)’ye;

Yaptığı konuşmaları ile zihinlerde yer etmiş usta bir hatip olan, Kurtuluş Savaşı'nda cephede Mustafa Kemal'in yanında görev yapan, sivil olmasına rağmen rütbe alarak bir savaş kahramanı sayılan Onbaşı Halide (Edip Adıvar)’ye;

Kağnıyla cepheye silah taşıyan Fatma Nine’ye;

İnebolu'da bulunan cephaneleri Ankara'ya götürülmesinde çocuğu ve kağnısıyla yer alırken, kış şartları nedeniyle cephane ıslanmasın diye battaniyesini cephaneye sarman, bebeğinede sarılıp onun donmaması için uğraş verirken donarak ölen Şerife Bacı’ya;

Onbaşı olduğunda neredeyse sadece kadınlardan oluşan birliği ile düşmanın cephe gerisine bir saldırı düzenleyen ve aralarında bir Yunan subayı dahil toplam 25 esir askerle geri dönen Erzurumlu Kara Fatma (Seher Erden)’ya;

Kocayayla baskınında geri çekilen silah arkadaşlarına cesaret vermek için hızla öne atılınca başından vurularak şehit olan Gördesli Makbule’ye;

Çanakkale’de ölen kocasından kalan tek hatıra elmas küpelerini bozdurup kendine bir tüfek alıp dağa çıkan ve Yörük Ali Efe’ye katılan Emir Ayşe’ye;

Düzenli ordu kurulana kadar yirmi aylık bir sürede düşman kuvvetlerinin Aydın kanadından Anadolu içlerine ilerlemesi engelleyen Yörük Ali Efe’ye;

Bekir Ağa Bölüğü`ne baskın düzenleyerek tutuklu bulunan vatansever ve aydınları kurtarıp Anadolu`ya geçmelerini sağlayan Yahya Kaptan’a;

Bir Fransız gemisini kaçırmayı başarınca ona layık görülen istiklal madalyasını geri çevirerek "Ben madalya için değil milletim içim savaştım" diyen İpsiz Recep’e;

Kumardan hileyle kazandığı 45 bin frank ile kendi deyimiyle İzmir'deki vatan görevine başlayan İngiliz Kemal lakabıyla anılan Türk ajan Ahmet Esat (Tomruk)’a;

Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın gizli örgütü Karakol’un yöneticisi Naciye Faham’a;

İşkence görmesine rağmen Karakol’un adresini vermeyen Topkapılı ebe Şahende’ye;

Felah Grubu’na saraydan bilgi taşıyan V. Murat’ın kızı Fehime Sultan’a;

İşgal protestolarında on binlere konuşan Şükufe Nihal’e;
Sebahat’e ;
Zeliha’ya;

Darülfünunlu Saime’ye;

12 yaşında İnönü muharebelerinde savaşan Nezahat’e;

“Muhabere bana düğündür Paşam” diyen Mustafa Kemal’in askeri Sivaslı Fatma Seher’e;

Çerkez kadınları örgütleyen Hayriye Melek’e;

Alaşehir’deki zulmü dünyaya çektikleri telgraf ile duyuran Makbule’ye;
Nebile’ye;

Yunan işgaline elinde silahla karşı koyan Turgutlulu Çavuş Ayşe’ye;

Ödemişli Fatma’ya;

Köpekli Nuri Çetesi’ne katılan Aydınlı -namı diğer Binbaşı- Ayşe’ye;

Yörük Ali Efe’nin 1. bölüğünün 4. mangasında nişancı olarak savaşan Emire Aliye’ye;

Elinde balta ile Menderes Köprüsü’nde düşman bekleyen Arşın Teyze’ye;

Sarayköy’e gelen İngilizci Nasihat Kurulu’nun üzerine silahla yürüyen Adöv Ayşe’ye;

Başındaki yırtık örtüsünü erkeklerin yüzüne atıp, “alın bunları örtünün, verin silahları ben savaşırım” diyen Kezban’a;

Mavzeri hiç susmayan şehit eşi Senem Ayşe’ye;

Düğünde takılan altınları Ankara’ya bağışlayan Kastamonulu 17 yaşındaki Hatice’ye;

Üç kızını Mustafa Kemal’e emanet edip Sakarya Cephesine koşan ve yaralanan Ayşe Çavuş’a;

Düşmanla işbirliği yapan oğlunu vurup dağa çıkan Domaniçli Habibe’ye;

Erkek kılığında savaşan ve sonra kadın olduğu anlaşılan Halime Çavuş’a…..

Soyadını İnönü meydanında çarpışa çarpışa alan Mustafa İsmet’e;

“Geldikleri gibi giderler” deyip, geldiklerinden biraz daha hızlı gitmelerini sağlayan Mustafa Kemal 'e minnet ve saygıyla.

26/08/2025

Gocanam dan dinlediğim bir anıyı yayınlıyorum ;Büyük Taarruza dayanarak.

ŞAFAKLA GELDİ MÜJDE!

Aylardan Eylül dü.
O gün harmandan geldikten sonra,"yerleri bi suvayayın" dedi gocanam Fadimana gelin.
Gayınna, gaynata ve eltisiyle aynı evde yaşıyorlardı.
Damdan çalı çırpı getirip, aşevine, ocağın yanına yığdı. Yarın için aş bişirecedi.
Köy gorusuna doğru baktı. Ağşamın alacasında goru sessizliğe gömülmüştü..Ağşam esintisiyle, kekik, yavşan gokuları geliyordu burnuna türüm türüm.
Derin bir soluk aldı.
Esgerdeki yari, Kamil efendisi geldi aklına.
Gök gözlerinde bir hüzün belirdi.
"Kamil efendim, yeşil efendim" derdi ona.
Gitti gideli hiç habar alamamıştı.
Mustafa ikide bir bubasını soruyordu.
"Gelecek oğlum, gelecek.. Bir şafak faktı güneşin doğuşuyla gelecek" diyordu oğluna.
Mustafa dama çıkar ,Yuvağa oturur,goruya doğru dalaar giderdi bubasının geleceği hayaliyle.
Gel dedi Mustafaya, yarın harmanda düğeni sen sürecen. Yat da dinlen.
Yere döşeğini serdi, aldı oğlunu goynuna, derin bir uykuya vardı.
Üyrasında çardağı süpürüke , ak sakallı bir ehdiyar, ayaklarının dibine bir gök boncuk gilleyivermişdi.
Zabaha doğru kalktığında ,er horazları ötüyordu. İçinde tarif edemediği, anlamını çözemediği garip bir heyecan vardı.
İçi, içine sığmıyordu.
Göğsü, kalbine dar geliyordu.
Ağlamak, doya, doya ağlamak istiyordu.
"Ya Allah! "deyip döşeğinden doğruldu.
Yüklükteki al yorganın arasına sakladığı Kamil efendisinin fesini çıkardı, gokuladı, bağrına basdırdı.
Gocası Kamil güçcük camiinin imamıydı.
4 yıldır esgeridi.
Ne gelen, ne giden, ne de bir habar varıdı cepeden.
Fukaralık, yokluk içindeydi köy.
Gaynatası "Goca Mustafa" varlıklıydı.
İki çift öküzü varıdı. Gağnılarından biri gendi işlerinde.ötekini de, köye taaa uzaktan getirtmeye çalıştığı su için, çeşme yapımında çalışırdı.
Goyunu çoğudu. İki elti ağşamadar ekin işlerler, harman sürerler, goyunnarı sağlarlar, süt, yoğurt, peynir, gaymak yaparlar. Birde çeşmenin su künklerini birbirine ulamak ta kullanılan, süt, yumurta akı ve kireçi karıştırarak "Lök" döğerler inşaata yetiştirirlerdi.
Goca Mustafa arada bir ihtiyaçlılara buğday, un, yağ dağıdırdı.
Genç erkek yoktu köyde tamamı çocuk ve yaşlıydı.
Gayri dayanacak güçleri galmamıştı.

Fadimana gelin bi deste hamırlı ekmeği bohçaladı. Aşları Üzlüklere doldurdu, ağız yarılarını bağladı, heybeye gattı. Heybeyi omuzuna aldı.
Endi hayada.
Öküzleri Gağnıya goşacadı.
Gapının küssüğünü galdırdı. Tahta gapı gıcırdayarak açıldı. Tatlı bir serinlik doldu hayada." Ohhh!" Dedi Fadimana gelin.
Doğa, yeni günün hazırlığı içindeydi. Gorudan,yabanıl hayatın sesleri geliyordu köye.
Gağnıya yöneldi, Gağnının arkasında bir garaltı gördü.
İrkildi,depeden dırnağa titiredi.
garaltı accık daa yaklaşınca gorktu ,boyunduruğun altına doğru saklandı. Zelvelerin püskülleri yüzüne değiyordu.
Aşina olduğu ama tanımlayamadığı bir goku ve "Bakara suresinin" son ayetlerini duyuyordu derinden.

Evet! Bu oydu. Yeşil efendisi.
Fırladı saklandığı yerden.
"Kamil efendiiim" diye bir çığlık attı."Senin sesin bu, sensin, seeeen!"
"Sus! bağırma öyle, eller gınar".dedi Kamil hoca ve davudi sesiyle okumaya devam etti.
"Ente mevlana fensurna. Alel gavmil kafiriin."

Mustafaa! Hay Mustafaaa! diye bağırdı yokarıya Fadimana.
Mustafa, hayat gapısındaydı zati.
"Şafağıla geldi anaaa,! ŞAFAĞILAA.!... senin dediğin gibi."....
"Oğlum, nerden annadın da endin aşşağı?
Gokusundan ana, gokusundan....
Benim dova gokulu bubaaam" diye sevinçle bubasının gucağına atladı.
Az sonra çocukça bir beklentiyle,
"Bubaaa! Esgerden ne getirdin banaaa" ? dedi
"İstiklali getirdim oğlum. Ülkende: yarınlarına Özgür ce uyanabileceğin günlerin zaferini getirdim, zaferiii.. " diye Aslan gibi,gururla kükredi Kamil hoca.
Üçüde birbirlerini gucakladılar, sımsıkı sarıldılar.
Göğüsleri hıçkırıklarla inip, inip kalkıyor,
Zafer ve kavuşma sevinci gözlerin den çağlaylan lar gibi akıyordu.
Şafak söküyordu gorudan. Garannıkları yırtarak.
Güneş doğuyordu güzel ve çilekeş ülkemin üzerine,Özgürlük güneşi.. Hiç batmamak üzere..
Böyük zafer gazanılmıştı.
Bu Zafer, kutlu CUMHURIYET'E gebeydi.

Nuran Koldaş
Emekli öğretmen.

Not:
Suvamak:badana yapmak.
Üzlük:minik toprak çömlek.
Ağızyarı: Çömleklerin ağzına bağlanan kapak görevi yapan bez.
Küssük:kapı emniyet tahtası. Kilit.
Dova:Dua.
Esger:Asker.
Yuvak:toprak damları sıkıştırmaya yarayan silindir şeklindeki taş. Loğ taşı.
Gillemek: Yuvarlamak, çevirmek.

27/06/2025

"40 yılda bir hırsızlığa çıkacaktım;ay akşamdan doğdu"

05/06/2025

ARFA (ARİFE!)
Bayram önce mezararlıklarımıza gelir bizim.Bayram onların hakkıdır önce.Çünkü onların sayesinde yaşıyoruz bu bayramları.
Köyde olan ya da gurbetten gelen herkes. ikindi namazından sonra kabir ziyaretlerine gider koşarak.
Arife günü onların bayramının başlangıcıdır.
Şu an kabirlerin başında kendi soyundan kişiler elleri kuranlı. dilleri dualı aralarına almışlardır kabirleri. Her öbekten Kur'an dua ve selam sesleri yükseliyordur gökyüzüne..
Kamiller okuyordur bizimkileri..büyük ya da küçük Kamil farketmez.Her Kamil aynı dedenin adı.
Gocanam bu seramoniyi görüyordur umarım .Masmavi gözleri, nur yüzü.elinde ağaç tesbihiyle ,dudakları kıpır kıpır dua okuyarak mutlulukla...
Anam babam gene yalnız değil.Yalnız bırakmaz ki akrabalarımız.
Güneş batmak üzereyken,dua kokusu bişi kokusu ve son iftardan yemek kokuları kutlu bir bulut olur, köyün semalarına kızıl bir akşam alacasıyla tülleniverir ,korunun yeşil yamacından uhrevi aleme. Allah katına yükselir.
Bir kısmı, Minarenin aleminde eğlenir.Bir kısmı ,camiinin yanındaki Koca Mustafa dedemin çeşmesinin kutlu sularına karışarak korunun eteginden köy cayına kavuşur.Dört bir yan dua kokar .
Gocanalarım,Gocabubalarım . anam. babam .emmilerim. dayılarım. halalarim. teyzelerim. eniştelerim. yengelerim kuzenlerim ' akrabalarim ve tüm ümmeti müslümanlar.Kabirleriniz nur,pur olsun..
Mutlu, kutlu bayramlar herkese.

Önder aradı "abla Nazife annemle Memet Bubamı, Mustabubam ve Havvanamı Gocanamı okuyoruz, dinle Kamilin sesini"diye.
"Güccanan" ne kadar mutlu olmuştur Önder.
Şuan içim pır pır..Kuş olup uçasım var caminin damına.
Seyredesim var bu kutsal seramoniyi.
Göresim var köyümüü.
Evimize gidesim var .Kapalı kapıları açasım var. Bahçesine oturup doya, doya ağlayasım, geçmişi yadedesim var .
Çeşmenin oluğunu "gırtık 'süpürgemle" eyice bi yuyasım var.
Tozlu yollarında "moturizi" yapasım var.
Üyük depesine çıkıp aşşağı harmana doğru" bubam Gonneden geliyor, bana ne getiriyor ki" diye hayal kurasım var.
Havvalama ellerime "gına" yaktırasım var .
Emine abama gulaklarıma yeşil daşlı küpeler dakdırasım.saçlarımı renkli çaputlarla ördüresim var.
Bişi toplayasım,"gannıdre" de "Tura" oynayasım var.
Duvar kovuklarına saklanmış mutlulukları, agaç dallarına asılı kalmış kahkahaları yakalayasım var.
Mahzun olmasın anam babam.

Kuzenlerim dillerinizin duası hiç eksilmesin allah size sağlıklı uzun ve kutlu bir omür versin ki;
Gürül ,gürül duaları duyalım arşa yükselirken.
Nuran Söyler Koldaş
Emekli öğretmen.

Address

Beysehir

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Nuran Söyler Koldaş'ın Anıları posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Shortcuts

Share

Category